Perşembe, Ağustos 28

Korkuyorum...

Ya yetmezse nefeslerim yaşamaya? Ya öylece kesilirse birden herşey? Kararırsa gözlerimin önü? Depozitosuz bir hayat kalırsa ellerimde... Son damlasına kadar tükenmiş, ambalajı yırtılmış, güneşten sararmış... Öylece tutuştururlarsa elime bir kalem kağıt; 'buraya kadarmış, yaz bakalım neler gördün, duydun, yaşadın' derlerse.. Ne yazarım o küçük kağıda küçük ellerimle? Ne görebildim ki henüz? Kaç nefes alabildim kendime? Ertelemelerle doldurdum hayat boşluklarımı.. Yapabildiğim en iyi şey kendimi suçlamaktı, durmadan ertelemek, kendine kızmak,sövmek.. Bir çizgi çekmeli hayatla arana..


Renklerin içinde inatla gri kalmak isteyen benim.. Köşede oturup hayatın bir gün sana uğrayacağını sananlardanım.. Ne komikmiş tüm bu olanlar, düşüncelerim.. Şimdi şimdi anlıyorum..

Korkuyorum.. Yaşamamaktan, hayatın kıymetini bilememekten korkuyorum..

Pazar, Ağustos 17

Bolca içip bağıra bağıra şu şarkıyı söylemek istiyorum;

psycho killer
Qu'est-ce que c'est
fa fa fa fa fa fa fa fa fa far better
Run run run run run run run away
oooooooooooooooooooooooo!!!!!!!!!

(kimilerinin eğlence ve özgürlük anlayışı da bu işte :)


son 2 hafta....

Çarşamba, Ağustos 13

Same Shit Different Day vakkası

Sabah 7.15 te kalkılır, kedi mırıltıları seni yatağa geri çağırsa da uyanmak ve işe gitmek zorundasındır. -zorundayım, zorundasın, zorunda.- Dolap önünde gözü kapalı giysi seçiminden sonra, selülit kremlerinin göz kırpması eşliğinde giyinilir. -Giyinmeden önce boy aynasında kendine bakılır, sabahları içeri çöken göbeğe gülümsenir, piirsing ileri geri itilerek yerleştirilir.- Kediye her sabahki kahvaltısı verilir. -haşlanmış yumurta ve salam- Abi uyandırılır, evden çıkılır. On dakikalık boş minübüs beklemesinden sonra en dolu olanına küfürler eşliğinde binilir. En arkaya geçilir ki oturma olasılığın yüksek olsun. Ama Bostancı'dan önce itiş kakış hatta kokuş eşliğinde güzide bir yolculuk seni bekler her gün.

İş yerinde gelinir. İmza atılır -imzasız iş yapmıyoruz çok kurumsalız- Tipik günaydınlardan sonra alınan bir bardak su,sonra kahve, içilen sigaralar, evraklar....

10 gibi şirketten çıkış, eksenle güne başlama, arada dinamo. İstemeyerek çalınan kapılar, anlatılan sözler, sinirlenmeler, düşüşler, yemeler, içmeler, terlemeler, soğumalar soğutmalar.

Yukardakinin de katkılarıyla önlü arkalı emmeli gömmeli etli sütlü fotokopi günleri içime içime çekiyorum. bir sonu var elbet, sona yaklaşamamış olmam gelmeyeceği anlamına gelmez. Son gelecek evet. hoş gelecek beş gidecek.

Kimyasal karışan bünye ona da bağışıklık kazandı. Günbegün değişen ben'e bir katkı sağladı mı bilinmez. Kimyasala karşı olmakla beraber; ben alırım, alana da verene de karışmam. Somut olmasa da bir sürü kimyasal etkili 'şeyler' kafamın en lop yerini s.kmekteler zaten. ha 75 mg olmuş ha olmamış.

Bol bol uyuyorum bugünlerde. Güzel de olmuyor değil hani. 22 sularında kapanan gözlere kıçımda uçuşan pireler eşlik ediyor. Buna rağmen gün içinde ağzımı yırtarcasına esniyorum.

İnsanın kendi kendine tekrar ettiği şeyleri birisi yüksek sesle söyleyince hiç iyi olmuyor. Örneğin; 'çok çirkinsin, özellikle bugün.' -Böööö- biliyordum dile getirmene gerek yoktu. Bazılarına bakıyorum da; doğuştan bakımlı, dikkat çekici, güzel, sempatik. Bense doğuştan paspal, bakılmamış, yitmiş, gitmiş, falan filan olmuş. Sevmiyor muyum? Seviyorum. Ayna karşısında ne kadar az zaman geçirirsem o kadar iyi. Herkes tarafından beğenilip sevilmek te sığ bir şey olsa gerek -hadiii, kendini kandırma artık- düşünsenize etrafınızdaki herkes sizi seviyor, hakkınızda iyi düşünüyor ve hepsi size gülümsüyor!! Kabustan öteye gitmezdi bu durum benim için. O yüzden memnunum hoşlanılmamaktan.

Baş ağrım elverdiğince yazmaya çalıştıktan sonra yastığıma gömülmek şu anki en iyi fikir. Eylemsizlik gibisi yok!

Ps: Go and fuck yourself! Nihoha çok seviyorum bu lafı :)

Pazar, Ağustos 10




is there anybody in there?

Cuma, Ağustos 1

yaz akşamı.. balkonda oturuyorum.. eskiye dönüyor her şey.. fotokopi gibi.. yine aynı şeyler yaşanıp duruyor.. rüzgar alıp götürmüyor ki bir şeyi.. sanki balkanlardan sorun dalgası geliyor üstüme.. her şey her şey eskiye dönüyor, bense daha çok düşünmeye büyümeye aptallaşmaya ve akıllanmaya başlıyorum.. ama her şey eskiye dönüyor, ama ben büyüyorum.

Söyle Leonard... benim için söyle, yine ve yine. sadece bana.. olan ve olmayan hayatıma.. yaşadığım ve yaşamadığım kısımlara..

'we are ugly, but we have the music...'


şimdi yine o andayım. kitlendiğim noktada... bu sefer denizin dibine inmeyeceğim anahtarlarımı aramaya.. bırakalım kilitli kalsın.. belki de en iyisi budur. kilitli olmak iyidir, yazamamak, ağlayamamak.. herkes her şeyi yapabilirken benim bir şeyleri yapamamam.. iyidir... iyi...

İnsanlar hep tersine..

Sorularla, sorunlarla....

Gerçeklerle, yalanlarla....

Güneş doğdu gök yüzüne....

İnsanlar hep tersine...

Sonu gelmez sevdalarla...

Uçup giden anılarla....

Güneş doğdu gök yüzüne...

İnsanlar

hep

tersine....