Cuma, Mayıs 30




Çok kararsızım. Çok... Geleceği görebilmeyi şu an çok isterdim. En çok şimdi.. Hiç bu kadar boğulmamıştı nefeslerim. Hiç bu kadar üst üste binmemişti sanki herşey. Ya da ben hiç bu kadar zayıf ve mantıksız olmamıştım belki de. Bilmiyorum. Hiç bir şey bilmiyorum. Her yanım felç, kim ne derse susuyorum.

Perşembe, Mayıs 29

Beynimde karıncalanıp, midemde bulantı yaratan herkes, tebessümlerinin hesabını şimdi soran, beni kahreden, yüzüme gölge düşüren herkes; bilin ki benden değerli değilsiniz hiç biriniz. Ve bilin ki; ben yüklem ve özneyim kendi hayatımda, sizse sadece sıfat. Hayat benim çünkü, başrol benim. Ve beni üzmeye kimsenin hakkı olmamalı, hele yok yere, hele sıfırdan, hele salt kendi sorunlarıyla baş edemediğinden. Şu an kusmamı sağlayan herkes, beni rahat bırakın artık. Herkes kendi sorunu ne ise onu çözsün, omuzlarım çökmek üzere, kimseyi kaldıramıyorum artık. Ayıpsa, ayıp! İkiyüzlülükse evet. Güçlüksüzse katılıyorum Adilikse aynen varım. Ama yeter artık. Lütfen yeter. Nefes almak istiyorum buna izin verin.

Çarşamba, Mayıs 28




Biri beni buradan çıkarsın. Katil olmak için çok gencim.

Pazar, Mayıs 25


'Bu ev artık yuva değil, bütün eşyalar üst üste terketmeden önce...'

Cumartesi, Mayıs 24

ANNE NE YAPTIN?




Anne sana kim dedi yavrunu doğurmayı?
Sanki karnında fazla yaramazlık mı ettim?
Senden istemiyordum ne tacı ne sarayı
Karnında yaşıyordum kafiydi saadetim.

Bir kere doğurdunsa sonra niçin büyüttün?
Kundakta beşikte de bir zahmetim mi vardı?
Koynundan niçin attın yavrunu bütün bütün.
Bilmiyor muydun ki o yalnızlıktan korkardı?

Sütünden tatlı mıdır anne sanki bu hayat?
Bana sorsana anne yaşamak bir hüner mi?
El aç yalvar gündüze geceye boyun uzat
Bu uğurda bir ömür çürütmeye değer mi?

Karnında yaşıyordum kafiydi saadetim
Anne istemiyordum ne tacı ne sarayı
Anne karnında fazla yaramazlık mı ettim?
Anne sana kim dedi yavrunu doğurmayı?


Cahit Sıtkı Tarancı

Cuma, Mayıs 23

acaba?





-Biz bir aileyiz.
-Hasiktir ordan!

Foto: marion_by_enigma_astralis -deviantart.com-

Pazartesi, Mayıs 19

VAZGEÇTİM DÜNYADAN



Nerde sözler? Nerde yüreğim?

Bende sevdim, sevmedi bilenim.
Ver elini sonsuzluğa,
Al beni dünyadan, kalmadı sevenim.

Yürekler alınmaz pulla parayla.
Kim yenmiş kaderi duayla?
Gelinlik giymeden,
Işığı görmeden,
Bebeğimden önce vazgeçtim dünyadan.

Kaderi yanmeden utandım kendimden.
Daha sevilmeden vazgeçtim dünyadan.

Nerden geldim? Yolculuk nereye?
Belki söyler sorarsam kadere
Yok sevenim arzuyla,
Mezarlar bile küsmüş kadınca ölene


Şebnem Ferah

Cuma, Mayıs 16

İnsan bir kuyuya düştüğünde itenin ne önemi varki? Onu en çabuk dibe çeken kendi ağırlığıdır... (alıntıdır)


Bu ne yaa?

Ne bu??

Anlayamıyorum.

İnsanların sıfır empatiyle birbirine yaklaşmasını anlamıyorum.

Bu denli çıkar ilişkilerini anlamıyorum.

Bencilliklerin boyutuna aklım ermiyor.

Şaşıp kalıyorum bu kendi nefeslerini sayma haline, diğerlerinin nefesinden çalma oyununa.

İnanamıyorum en yakınlarımın bile aslında sadece kendilerini gözetmesine.

'Verebildiğin kadar insansın' a katılmıyorum!!

Bu kadar maskeli olabileceğine inanmıyorum insanların!!

Bu ne yaa?

Ne bu??

Anlayamıyorum.

Herkes ne kadar yalnız bu hayatta. En çok ta biz.

Pazartesi, Mayıs 12

11.05.2008

Kara gün, olmayasıca gün. Yaşadığıma saymadığım gün. Çıplak geldi ölüm, sel gibi, fırtına gibi, kıyamet gibi. Aldı götürdü. Söz vermişti, beraber başaracaktık. Söz vermişti...

İçime gömdüm acımı, attım bir köşeye. Hiç soğumayacak, hiç alışılmayacak, hiç unutulmayacak. İnsanların umarsız gülmelerini kıskanır oldum. İçime gömdüm, acıma ortak etmeyeceğim kimseyi. Ortaklar çoğaldıkça yaram derinleşiyor. Derinleştikçe kanıyor, kanadıkça durmuyor. Kahretsin küsüp oturamıyorsun bir yere. Köşene çekilip, cenin pozisyonunda öylece kalamıyorsun. Hayat beklemiyor, ritmi kaçırdığında geçip gidiveriyor. Acını bile sindiremeden koşturmaya başlıyorsun.

Tanrı duymuyor, görmüyor, anlamıyor. Yukardan bi yerden bize bakıp kıs kıs gülüyor. Tanrı duymuyor, dualarımı kabul etmiyor. Son inancımı da kaybettim. Sığınacak bir yüce yok buralarda. Kendi kendine sarılıp pansuman yapıyorsun yarana. okus pokusla geçmiyor izler.


Ruhum ayrıldı bedenimden. Yaptığım uyuşturucu iğnenin etkisi geçince her şey baştan başlayacak. Beyin en büyük uyuşturucu demiştim ya, yok sayıyorum şimdilik olanları. Keşke yok olsa, keşke bu kadar kolay olsa. Giden dönmüyor, geri gelmiyor oyunun sonunda. Oynamaktan sıkıldım egale edilmek istiyorum hayattan. Biri bu acıyı durdursun....

Pazartesi, Mayıs 5

Herşey bir adımla başladı.

İlk günümü zor da olsa atlattım. Nasıl hamlamışım, nasıl yoruldum çöktüm bugün anlatamam. Ama bu yorgunluğu bile özlemişim. Sabah hariç yüzümde hep bir sırıtma mevcuttu. Bir işe yaradığını ya da yarayacağını bilmek kadar güzel bişey yok. (Tabi karşılığında para almak kadar da :) )


Sabah ayakkabıların azizliğiyle başladım güne. Ayaklarım da tüm bünye gibi bir kalıba oturamadığından ne 37 ne 38. Böyle olunca bi ayağım sıktı bi ayağım bol geldi. Bir elimde ajanda, şemsiye dolu bi poşet, ayakkabılar bir yandan. Neyse ki otobüsü kaçırmadım. Tam vaktinde orda olmama rağmen taksicinin azabına uğradım ve 10 dk geç kaldım!! Şunu bir kez daha anladım ki, insanlardan yardım istemeyeceksin. Hemen kendi çıkarlarını gözetmekte üstüne yok insanların! Sonunda yeri buldum ve içeri girdim. Bir grup takım elbiselinin içine kaynadım. 4 kız 21 erkek! Erkeklerin çoğunlukta olmasına nasıl sevindim, nasıl sevindim! Hiç kokoş tip yoktu, bu da demek oluyor ki adamlar projelerine güveniyor. Satmak için artı bir fiziksel özellik kullanmaya gerek kalmayacağı için ( genel kanı budur çünkü) bilgili kişiler işe alınmış. İtalyan Ceo'muzu bir saat kadar bekledikten sonra kendisi teşrif ettiler. Bu da bir artı ve Türk insanında göremeyeceğimiz türden bir şey bence. Bize hoşgeldin demek için onca yol gelmiş adamlar. Rotarlı da olsa eğitim sınıflarına geçtik. Tipik tanıma muhabbetleri. Yine en küçükleri benim :) En vasıfsız ve hayat ışığı sönmüş olan da benim sanırım. Akut'a üye olan biri bile var grupta :) İnsanların yaşama ve sosyalleşme arzusu karşısında hayrete düştüm. Ve başka bir evrenden olduğuma kanaat getirdim bir kez daha. Benim hobim uyumak ve miskinlik evet, neden güldü ki herkes bu kadar? Eğitmenler genç, motive edici, cana yakın. Baş ağrım için ilaç, vuran ayağım için yara bandı soracak kadar samimiler. İşlerini severek yaptıkları belli. Projeye güvendikleri de. 5 yıllık bir araştırma sonucu bu pazara girmişler. Biri Avrupa devi bir şirket, biri Türkiye'de medya sektörünü avucunda tutan bir holding. İkisinin birleşiminde Voltran gibi bir şey oluşuyor sanırım :) Herkes yeni, herkes heyecanlı. Kimse sana yeni diye bakamıyor çünkü çekirdek kadro biziz. Bu işin ilk temsilcileri.. 150 kişinin içinden seçilen 50 kişi içine girmek ayrıca onurlandırdı beni.



İnsanlar hiç te sandığım gibi soğuk değil. Satışçıların kanında var sıcakkanlı olmak galiba ( ben hariç). Hemen yaşadığı ayrılığı anlatan da var, yaza evlenecek olmasını heyecanla aktaran da. Kimse kimseye rakip olarak bakmıyor. Takım ruhu var insanlarda :) Expo nerde burası nerde dedirttiler şimdiden. Ayrıca Gelişim Platformu'nun kafesinde feci güzel yemekler yapılıyor. Ya da bedava olduğu için feci güzel geliyor :)


Şimdilik herşey güzel. İkinci gün yarın, eğitim başlıyor. Cumartesi bile gideceğim ama dolu dolu bir eğitim olacak ve eğitmenler -tabiri caizse her tökezlediğimizde yanımızda olacak. Gözlerim yanıyor ama yazmak istedim ilk günümü. İzlenimler bu kadar şimdilik :) Sonrasında neler olur bilinmez.

Cumartesi, Mayıs 3


Sözün bittiği yerler de vardır, ya da söylenmek istenmediği...

Foto : _something_r_o_t_t_e_n__by_skie_archer

Cuma, Mayıs 2

Bu Sadece 1 (bir) Başlangıç



Bugün evde geçirdiğim son hafta içi gündü. Sevdiğim günlerden Cuma. Artık her Cuma daha da güzel olacak, 'thanks God its Friday'ler havada uçuşacak. Çünkü pazartesi gününden itibaren çalışma hayatına geri dönüyorum. Koşturmaca başlıyor. Oldum olası sevmem yeni şeyleri ben. Her şeyin eskiyip yerli yerine oturmuş olması daha hoşuma gidiyor. Yeni insan sevmem, yeni bir iş sevmem, yeni alınmış giysileri bile sevmem; üstüme oturması zaman alır. Zamanla alışacağım tabi. Kötü günlerim de olacak iyi günlerim de (maaş aldığım günler mesela). Paralar geldikleri gibi gidecekler, ilk hedefleri Akdeniz, ileri!



Bu 3 ayı hiç te verimli geçirmedim aslında. İlk bir ayını işsizliğe alışarak geçirdim. İkinci ayı aylaklık yaparak, arada bir örgü örerek ve koltukta kedilerimle uyuklayarak. Son günlerimi ise kafama düşen saksının da katkılarıyla film izleyip, kitap okuyarak. İstediğim verimi alamasam da diğer iki aya göre daha rahattı içim. Öyle ya da böyle, geçti işte günler. Ve ben yeniden işe dönüyorum, kendi paramı kazanmaya. Hamlamış vücudumu alıştırmam zaman alacak, çok çalışmam ve bu sefer başarmam gerekecek. Yeni olan şeyleri eskitmekle başlayabilirim işe. Bir sürü kişisel gelişim kitabı ve pazarlama stratejisi üzerine yazılan makale okuyabilirim. Ne gerekiyorsa yapmalı, bu işi kotarmalıyım. Bundan iyisini Şam'da bile bulamam çünkü.


Yine o koşuşturan kalabalığa karışmak, bitmek bilmeyen koşuya kaldığım yerden devam etmek. Yine o berbat maskeleri takmak, akşam olunca soğuk su yardımıyla hepsini çıkarmak. Olmadığım bir insan gibi görünmek. Saygı çerçevesinden insanlara gülümsemek, beyaz yalanlar söylemek. Yaşam savaşına dört koldan sarılıyorum yine. Koşu bandımı fişe takıyorum, son hızla koşuyorum üstünde. Yorulmak yok, nefes almak yok, yaşam alanları yok, kendin olmak yok. Makineleşme çağımın doruklarındayım. Ya bu düzene teslim olup silahları atacağım ya da inadımda devam edip büyümeyi ve getirilerini reddedeceğim. Kişilik bölünmesi filminin ikinci bölümü başlıyor. Gelişmelerin arkası yarın. Herkese iyi seyirler....