Perşembe, Nisan 24

To-Do List








1- İnsanlara düşündüklerimi anlatmayacağım.
2- İnsanların benim kadar ince düşünmediğini görünce hayal kırıklığına uğramayacağım.
3- Kendi kendime yetebilirim, başkasına ihtiyaç duymak için fazla büyümüşüm.
4- Olağan dışı her şeyden uzak duracağım. Her şeyi gerektiği kadar ve ayarınca yapacağım, söylenen ve yapılan iyiliği de kötülüğü de unutmayacağım. Herkese gerektiği kadar sevgi ve saygı duyacağım. Fazlasını hakettiklerinde verebilirim.
5- Tek başımayım, tek başınalıkla baş edebilirim çünkü başım buna müsait.
6-İnsanlar olması gerekenden bile basit.






Umurundaymışım gibi davranma dünya.

Cuma, Nisan 18

Sayısal Problemler







Yazmam gerek değil mi? İçimdeki zehrin hafif hafif sızması gerek değil mi? Değil işte. Olmuyor,

tıkanıyor, kalıyor, hiç bir kireç çözücü sökemiyor içimde biriken kelimeleri. Öylece bekleşiyoruz doğumhane kapısında bir türlü doğmayan çocuk cümlelerimi ben ve ben. Kararlar alınır kararlar bozulur. Hayat bu değil mi? Birileri bizim için karar alır; biz ona kader deriz, kendimiz için karar alırız; özgür irademiz olur. Kaçacak bir delik arıyorum köstebek misali. Fotokopi günler demiştim. Pazartesi bir adet gün itina ile yaşanır. Geriye kalan günler için yenisini yaşamaz, pazartesiden faydalanırım, her gün aynı günü yaşarım güzel kısır döngüm içinde. Her gün değişik, her gün başka bir macera, ne yorucu ama!


Kesişen günleri seviyorum ben. Matematikle aramızda sorunlar olsa da hayatın bazı evrelerini ona benzetmekten alıkoyamıyorum kendimi. Dostlarımla aynı zamanı yaşamak güzel, zamanlarımızın kesişmesi, dertlerimizin çıkarılması, karelerinin alınıp çoklu bilinmeyen olması. Eşleniklerimin olması güzel. Hayat 'eşlenik'siz çekimez olurdu bence. Kendimle kesişen zamanların çokluğunda, başka hiç bir işleme izin yok şu sıra hayatımda. Kendi kendime 4 işlem yapıp 2 kere 2'ye yeni bir boyut kazandırmakla meşgulüm. Daha fazlası 'daha fazla' gelir oldu çünkü.

Koyu bir sohbetin ortasında bulmak istiyorum kendimi. Herkeşler toplanmış. Sevdiklerim, onların sevdikleri... Akıllarda başka sorulara yer yok, herkes o anı yaşıyor. Çimlerin üstü olabilir, sevdiğim bir yer olabilir, bir ev olabilir bu mekan. Önemli olan o an herkesin aynı sayısal problem üzerine yoğunlaşmış olması. Herkesin 'Evrensel Küme' de buluşması, herkesin zamanlarının kesişmesi. Ve bundan memnun olması. Yanlış anlaşılmaların olmadığı küçücük bir an istiyorum. Matematikte yanlış anlaşılma olmaz değil mi?

-3x5 = 25
-Nası yani?
-Aa pardon ben yanlış anlamışım.


Evet en güzeli bu günlerde matematikte kaybolup gitmek. Bekleyin rakamlar ben geliyorum! 10lu basamağınızda bir yer de bana açın. 11li basamak olsun biraz da canım, kime zararımız var. -Şştt! iki kardeş, fazla sigaran var mı??
Evet alışabilirim sanırım bu dünyaya :) -




foto: Yine http://www.deviantart.com/ -I_m_tired_by_Tigru-

Cuma, Nisan 11

Daha çok okumalı, daha çok izlemeli, daha çok dinlemeli, daha çok duymalı, daha az konuşmalı.

Daha çok okumalı herşeyden önce.

Çarşamba, Nisan 9

Kedi Sorunsalı

Kasap önünde bekleyen kedilerden ibaretiz. Önümüze atılan bir kaç parça hayat için bekleşiyoruz kapı önünde. Gözlerimizi irileştirip salyalar akıtarak bizim olan nefeslerin önümüze sunulması tek arzumuz... Kasap bir gün insafa gelir, kapılarını açar mı bu zavallı kedilere? Nedense hiç umudum yok. Giderek karamsar değil gerçekçi olduğumu farkediyorum. Çözülüp giden çorap sökükleri değil mi hepimizin hayatı? İpin ucu kimde belli değildi, hala belli değil.

Pazartesi, Nisan 7

Married With Children



Evlilik hakkında bir çok yazı yazılmıştır eminim. Ben de bir kaç saattir aklımda uçuşan kelimeleri somutlaştırmak istedim. Annemin evlilik hakkında yaptığı yorum en sevdiklerimdendir: 'Evlilik zinanın resmi halidir.' der. Açıkcası bana çok garip gelir bu kurum, tamamen dayatmalardan ibarettir. Devlet ve millet gözünde gayrı-resmi zinadan resmi zinaya geçiş, birlikte yaşamanın kabul edilebilir durum haline gelişi. Atılan bir imza ve takılan yüzük çevreniz için bir onay anlamına gelse de sizin için duvarların üstünüze yürümesi anlamı taşıyabilir. Çoğu çift son anda evlilikten şüphe duyabilir, isteklerini tekrar gözden geçirir, belki de vazgeçer. Aslında ister sevgilisiyle beraber bir hayat kurmayı ama işin içine resmiyet girdiğinden bir süre kararsız kalması ve boğulduğunu hissetmesi normaldir.
Bize çevremiz tarafından dayatılan bu kurum, önceleri (çok ta önce değil, anne babalarımızın zamanında) görücü usulü denilen biçimde gerçekleştiriliyordu. Hala devam eden pek çok yöre var tabi ki. Görücü usulünün içine kameralar, magazin ve bir sunucu eklendiğinde ise günümüz evlilik programları çıkıveriyor karşımıza. Sloganı da gülünesi: 'Evlenmeyen kalmasın!' Milletin tek ya da çift yaşaması bizi bu kadar germişken, ev kadınlarının ilgisinin çekmemesi imkansız. Alınan reytingler programın birer ikişer çoğalmasına yol açtı. Bilmeyenler için özetleyeyim programın formatını. Evlenmek isteyen ademoğulları ve havvakızları programa katılır, aman şöyle olsun aman böyle olsun diye bir profil çıkarırlar, ekranda görüp beğenen karşı cins telefona sarılır, adayla evlenmek istediğini söyler. Aralarda çalan Fatih Ürek'in güzide parçası 'Hadi Hadi' yi ve atılan göbekleri es geçiyorum, konumuzla bir alakası yok. Modern hayatın aklımızı çeldiği bu günlerde, bilen bilmeyen herkesin bu 'modernize olmuş hayat'la ilgili söyleyecek birşeyler bulduğu bu günlerde, görücü usulünün televizyon ekranlarına taşması nasıl bir çelişkidir? Orda tanışıp evlenip mutlu olan çift/çiftler var mıdır? Mutlu olmaları bir şans mıdır? Sorular çoğaltılabilir pek tabi.
Benim bahsetmek istediğim bu kadar kutsal (evet klişe bir laf ama gerçekten kutsal) bir olayı nasıl bu kadar basite indirgeyebildiğimiz. İki insanın tamemen özgür iradesiyle karar vermesi gereken bir konu bu. Birisi için yemin etmek, bu yemini tüm ruhuyla benimsemek basite alınacak bir konu değil. Onun hem sırdaşı, hem aşkı, hem bedeni, hem ruhu hem beyni olmak.. Herkesin kaldıracağı bir sorumluluk değil.


Evlilik aşkı öldürür mü?


Neden ve neden hayatımız boyunca karşılaştığımız herşeyi bir kalıba sokmak zorundayız? Neden genellemeler yaptığımızda tüm dünyanın bizim genellememize göre yaşayacağını ve haklı çıkacağımızı sanarak atıp tutarız? Her şey bir kalıpta olmak zorunda mıdır?


  • Erkek aldatır, kadın sever.

  • Kadın yuva yapar, erkeğin gözü bir süre sonra dışarı kayar.

  • Erkeklerin hepsi aynıdır.

  • Kadınların da hepsi aynıdır.

  • Her şeyin bir sonu vardır.

  • Her aşk mutsuzlukla biter.

  • Her aşk biter.

  • Aşk mantıksızlıktır.

  • Aşk yoktur.

  • Aşk vardır.

Vesaire! Her şeye bir kılıf uydurmak ve o kılıfa uyacağına tüm kalbimizle inanmak en güzel yaptığımız eylemler arasında. Bırakamadık hayatı kendi akışına. Bırakamadık sadelikte nötrlükte. Sıfatlar üstüne sıfatlar ekledik ona.

Evliliğinizin nasıl gideceği tamamen size bağlı aslında. Kadına ve erkeğe. Hiç evlenmedim ve psikoloji okumadım ama fikirlerimi beyan etmekte özgürüm sanırım? Evliliğin, beraber yaşamanın tam olarak ne olduğunu bilmek gerekiyor önce.



- Bu evlilik yürümeyecek sanırım Necla.

-Neden kız? Çok seviyordunuz ya birbirinizi.

-Bilemiyorum Mehmet'in ayakları kokuyor.

Sizce eşiniz uykudan kalktığında saçları fönlü mü olacak? Her zaman bakımlı her zaman buluşmalarınızda olduğu kadar güzel mi çıkacak karşınıza? Eşiniz hiç kabız olmayacak, geğirmeyecek, gaz çıkarmayacak mı? Onun saçları yağlanmaz, gözlerinde çapak olmaz mı? Sabah kalktığında dili damağı kurumuş olmayacak, ağzı kokmayacak mı? Beraber yaşamak onu her haliyle görmeyi, tanımayı da gerektiriyor...

Karşılıklı özveride bulunmaktan bahsetmiyorum burda. Tamamen doğal hayatın getirilerinden söz ediyorum. Geçmişten beri kulaklarımızda yankılanan genellemelerden sıyrılmak gerekiyor bir de. 'Yemeği kadın hazırlar, sofrayı toplar, üstüne de güzel bol köpüklü bir türk kahvesi yapar. Evi de kadın temizler. Günümüz koşullarında kadın hem çalışmalı hem ev hanımı olmalıdır. Çocuk ta yapmalıdır. Mükemmeldir, muhteşem bir robottur kadın. Hem yedirir, hem temizler, hem para kazanır, hem doğurur, hem büyütür.' Ortak yaşam diyoruz? Hayat müşterek diyoruz?

Sema Şimşek'in (eski manken) çok beğendiğim bir sözü var Burak Hakkı ile olan evlilikleri hakkında: 'Birbirimiz için özveride bulunuyoruz, fedakarlıkta değil.' Fedakarlık bir nebze kendinden ödün verme taşıyor bünyesinde. Özveri ise ödün vermeksizin, gönüllü bir şeyler yapmak, yapabilmeyi istemek gibi geliyor bana. Belki de ikisi aynı anlamı taşıyordur. Bakış açılarımız farklıdır. Evlilik aşkı öldürür mü bilinmez ama maddi sıkıntının evliliği baltaladığı bir gerçek. Ev sahibi kapıya dayandığında, fatura ödenmediği için sular kesildiğinde hala aynı tutkuyla birbirinizi sevebilir misiniz merak ediyorum. Kimse bir yalı, son model arabalar, hizmetçiler istemiyor ama gereken koşulları yaratıp adım atmak gerekiyor bence evliliğe. Bu bir oyun değil, mızıkçılık yapamazsınız, anneniz sizi eve çağırdığı için bırakıp gidemezsiniz. Olmadı baştan başlayalım diyemezsiniz. Bir kule inşaa etmeye başladıysanız o kuleyi ayakta tutacak şeylerin sağlamlığına güvenmelisiniz.

1 kişiyle 1 ömür yaşanır mı?

Günümüz gençlerinin bolca kullandığı soru kalıbı.

-Bazen evlenmek istediğimi farkediyorum Melis.

-Ayol ne evlenmesi manyak mısın sen? Bir erkeğe bir ömür katlanabilir misin?

-Hmm.. Sanırım hayır. Sıkılırım yahu.

-Ben de onu diyorum işte. Her gün aynı kişiyle uyanmaktan sıkılır insan.


-Kalıplara sokmak değil amacım. Herkes istediği gibi yaşar hayatını.- Erkekle kadını yaratmış Tanrı. Yaratmış ki bir puzzle gibi birbirlerini tamamlasınlar. Zaman akıp gidiyor ve insandan çok şey alıp götürüyor geçerken. Güzelliğinizi, diriliğinizi, dayanıklılığınızı, direnme gücünüzü sömürüyor hiç doymadan, durmadan zaman. Zamanın sizden çaldıkları terazide ağır bastığı an, geriye dönüp baktığınızda ne düşüneceksiniz? Anne babanız çoktan vefat etmiş olacak, arkadaşlarınız evlenmiş, kiminin torunu bile olmuş, aile kavramının dibine vurmuş halde yaşıyor olacaklar muhtemelen. Hayatı tek başınıza göğüsleyebilecek misiniz? Bu kadar güçlü iseniz buyrun meydan sizin.

Bir hikaye vardı tam da anımsayamadığım; 'Köylerin birinde çok güzel bir kız yaşarmış. Herkes onunla evlenmek istermiş fakat kızın babası katı kuralları olan biriymiş. Biricik kızını önüne gelen bir adamla evlendirmek istemezmiş. Bir gün bir delikanlı gelmiş evlerine. İsteği gözlerindeki parıltıdan belliymiş, kızını istemiş adamdan. Süren ısrarlar sonucu kızın babası ona bir şart koşmuş. Göz kamaştıran gül bahçesini göstermiş delikanlıya. Bu bahçedeki en güzel gülü bana bir dakika içinde getirirsen kızımı sana veririm demiş. Delikanlı sevinçle kabul etmiş, o kadar güzel bir bahçeymiş ki içinde bulunduğu, işinin çok kolay olacağını düşünmüş. Hemen işe koyulmuş, bahçenin içine girmiş. Yeni açmış bir beyaz gül görmüş, en güzeli bu diyip kopartacakken ileride şahane bir kırmızı gül görmüş. Kırmızı gülün yanına varıp onu kopartacakken hemen yanındaki pembe güle kaymış gözleri. Onun hepsinden güzel olduğunu düşünmüş. Her renkten en güzel güllerin bulunduğu bahçede bir dakikasını doldurmuş başı dönerek Ama elinde hiç bir gül yokmuş. Çünkü bir türlü karar verememiş, hep daha güzelini aramış gözleri, hep daha iyisini. Karar kılamamış, dolayısıyla sevdiği kızla evlenememiş.' Sanırım böyleydi bu hikaye. Kimse mükemmel değil, hepimiz insanız. Zaaflarımız var, iyi olduğumuz yanlar var. Ama mükemmel değiliz işte. Aynaya baktığımızda, mükemmel olmadığımızı, olamayacağımızı, karşımıza bir mükemmel çıkmayacağını kabul ederek aynaya baktığımızda, kendi mükemmelimizi aramaya koyulacağız. Umut ediyorum ki o zaman ömür boyu aynı insanla aynı yatağı paylaşmak isteyeceğiz.



Bir gün herkesin kendi mükemmeli ile evlenmesi dileğiyle. :)

Nostalji vol.2


Şimdi köhne mahalledeki bir gecekondunun camıyım. Gece konmuşum, eğretiyim, en ufak sarsıntıda yıkılabilirim kısaca… Yağmur vuruyor yüzüme en kahpe yalnızlıkları. Bense hareketsiz ifadesiz olduğum gibi bakıyorum yüzüme vurulanlara. Daha sonra yüzümde kirli damla izleri kalıyor geriye. Kara güneşim çıkıyor sabahları. Evimi aydınlatmamı sağlıyor. Kirli damla izlerimse bir hayırsever tarafından temizleniyor. Ben yine aynı camım, aynı ifadesizlik çatlaklarımda dolanıyor

------------------------------------------------------------------------------------------------

Tutunacak bir el olmayınca, mecburen kendi ellerini ısıtmak zorunda kalıyor insan. ya da hiç yoktan ayaklarının kayıverdiğini hissedince, belki düşüşü hızlandırmak için, belki 'acılara tutunmak' deyimini somutlaştırmak için açıyor en acıklı şarkıları. Gözünden süzülen yaşları yoğunlaştırıp duman diye içine çekiveriyor. Şarkıların beş kurusun biri etmediğini anlayınca, biten sigara paketinin açılmak için sabırsızlanan yenisi açılıyor. Burnunun her bir yerine giriyor o hoş anason kokusu... ne zamandır dakikalarca düşündüğünü düşünüyorsun sonra.. dakikalarca sabit kalarak, çekmeye doyamadığın sigaranı, kendi kendine yanmaya mahkum bırakarak..seni mahkum ettikleri gibi.. Küllerinden yeniden doğmasını bekliyorsun sonra, senin gibi yeniden doğmasını. ya da yaktığın yeni bir sigara gibi gıcır olarak paketten çıkmayı.. ne kadardır insanlara değer verdiğini düşünüyorsun.. ne kadardır kritersiz sevdiğini... önce konuşacak kadar sevmelisin, beğenirsen elini tutmalısın.. sıcak gelirse sarılmalısın.. sımsıkı sardıysa öpmelisin.. ıslaklığı tenine yapışıp kaldıysa ruhunu paylaşmalısın onunla.. oysa sen ruhunu açtın, yol geçen misali, handa bir gece konaklayıp gidecek olan yolculara.. oysa sen tek kişilik oda fiyatı aldın düzinelerce kalan insanlardan.. oysa sen kritersiz, karşılıksız sevdin.. Karşılıksız ya.. beklentisiz.. öylesine.. sevginin anlamını bulması adına.. sevebildiğini göstermek adına.. o zaman sorarım sana nedir bu kalp ağrısı? Öylesine sevmiştin ya hani? rüzgarın saçlarını savurması gibi, bir anlık ürperti gibi, dudaklarına ansızın düsen kar tanesinin saniyelik erimesi gibi sevmiştin ya.. Şimdi neden bu sancı seansları? Neden bu slayt gösterileri en acıklı sahnelerin? Neden geceleri tavana göz oyunları yapmalar? neden yastıklara sarılmalar.. yanında yatan anneni saniyelik başkası sanmalar? Hadi... Uyan artik. karşılıksız sevmek yok.. kriterler, sınamalar, ama'lar, keşke’ler yok artik.. hadi al maskeni gel mahalle düğününe katil.. yalanla kararsızlık evleniyormuş.. gel nikah şahitliği yap.. gel en güzel maskelerinle.. söndürdüğün sigaralar misali.. içine çek derince hayati.. sonra da bas küllüğe en güzel hatıraları.. külleri hemen boşalt çöpe. küllerinden yeniden doğmak.. Annene rica et bu aksam... yarin seni tekrar doğurmasını dile. gözlerini açtığında ufak bir tebessüm yerleştir o koca dudaklarına.. Hadi...

-------------------------------------------------------------------------------------------------
Giderek saçmalaşıyor her şey. hayatımız çorap söküğü misali.. Çekilen, bitirilen iplerden ibaretiz. Bizi kimin makaraya sardığı belirsiz. Hepimizin ipinin ucu bir başkasında!


-------------------------------------------------------------------------------------------------

Bir hüzün çöktü ki içime, hiç bir vincin kaldıramayacağı kadar ağır. Bir duman düğümlenmiş ki boğazıma, hiç bir suni teneffüs normale döndüremez beni. Bir umutsuzluk çukuruna düşmüşüm ki, kalkıp gitmek na mümkün! İleri adim atmak ellerini getirmez bana, geri adim atmak olanları değiştirmez. başka yollara savrulmak çözüm değil. bak, organik olamıyormuş ask.! doğaçlama söylenemiyormuş sözler. hissizlik alnıma çalınan kara leke ! çamaşır suyuna bastırdım ruhumu temizlensin diye.. tuz ruhu döktüm en ücra köselerime.. gelme, geleme, gelsen de bulama diye

------------------------------------------------------------------------------------------------

Kış hiç gelmedi bahar ise gecikti… Her şey aralarda yaşanıyor artik kesin olan hiçbir şey yok gibi.. Yeşillenmeye hazır çiçekler, karıncalar erken başladı yiyecek toplama islerine.. Sahi karıncalar hep çalışır mi? Düzenli seks hayatları yok mudur karıncaların? Ya sevgilileri? Düşünecek bolca vaktim var gibi.. Olmadık şeyleri olmadık zamanlarda düşünebilme becerisi.. Düşünebilecek zamanlar yaratma becerisi..
Kahvem bana eslik ediyor simdi.. Sanırım en çok sevdiğim şeylerden biri kahve.. Uyanmak için ihtiyacım olduğuna inandırmışım kendimi.. Hayat boyu size yetecek bir ihtiyaç listesi hazırladınız mı hiç? Neleri koyardınız içine hazırlayacak olsanız? Bi' düşünün…
Uzun zamandır ise yarar tek bir cümle okumadım. Yazamıyor olmamı buna bağlıyorum. Ya da artik hep istediğim kişi oldum. Welcome my son.. Welcome to the machine..! Otomatik pilota aldım hayatimi… Etki yok tepki hiç yok.. O zaman içimdeki pimi çekilmiş bombalar neyin nesi? O zaman neden ellerim akıp gitmiyor yazarken? O zaman içimdeki papatyalar ne? Küçük bir kız gelecek simdi, yada koca bir kadın.. Sevilip sevilmediğini öğrenmek için yolacak papatyalarımı tek tek.. Sonuç bir şeyi değiştirecekmiş gibi..! İhtiyaç listemin ilk sırasında yer alıyor sevgi, ağlamak, acı.. Sahi ask hep acıyla kol kola mi gelir karşıdan? Önümüze gelene bin tekme mi oynarlar kol kola? Kahkahalarla? Halbuki saklambacı severim ben.. Ebe olmayı, gözüm kapalı bulup sevinmeyi.. Mızıkçı olmayı.. Gözlerimi kaparim, ellerimi yüzüme örterim.. Parmaklarımı aralayıp bakarım aslında.. ebeliğin sorumluluğunu kaldıramam. Yapamayacağımı bilirim çünkü. Bulamayacağımı bilirim.
Aksam oluyor. Yorgun ve argın ikilisiyle beraber evime dönüyorum. Soru işaretlerine asıyorum giysilerimi. Ünlemle keseliyorum sırtımı. Noktalarını yiyorum. Üç noktaları alıyorum koynuma, virgülle sevişiyorum. Kelimeler yok, anlatımlar, betimlemeler.. Noktalama işaretlerini seviyorum. Herhangi bir şey (!) sözden daha iyi anlatır sizi. Buna inaniyorum ben. Bir de düz yazıları seviyorum.. Alabildiğine düz. Açlık sıkıntısı çekiyorum. Hislere açım.! Kızılay yardım etmiyor, adıma kampanyalar düzenlenmiyor. Adresime konserve asklar, kuru öpücükler gelmiyor. Dünya beni unuttu!!
İnsanlar eskiden başka cisimdeki yansımalarını ruhları zannedermiş. O yüzden ayna kırılması uğursuzluktur, başkasının göz bebeğinde kendini görmen, ruhunun o kişinin içine hapsolduğu anlamına gelir. Aynada uzun süre izledim kendimi.. Ruhum çok yaslanmış. Selülitleri çıkmış, ötesi berisi morarmış. Birisinin gözbebeklerinde kendimi görmeyeli epey olmuş. Demek ki ruhum uzun süredir benimle ve ben ona hiç iyi bakamıyorum. Peki, siz ruhunuzu hissedebiliyor musunuz hala? Bi' deneyin..
Kahvem bitti. Sigara ile eslik etmedim ona. Cezalandırdım kahveyi aklim sıra.. Hayatimin bir parçası olan her şeyi cezalandırdığım gibi. Kimine piyango oluyorum kimine amorti. Kimini de iflasa sürüklüyorum. Nasıl göreceli bir kavramım ben? Güzel değilim, çirkin de değil. İyi biri hiç değilim kim söyledi size bunu? Kötü de olduğum söylenemez ya..! İkilemler en sevdiğim parfümüm. Üstümde kokusu olmazsa eksiğim ben. Bir cebimde med olmalı bir cebimde cezir.. Misket oynamalıyım onlarla. 'Ütmeliyim' mahalle çocuklarını.. Ortada sıçan oynamalıyım belki de.. Sıçan, batıran sonra temizleyen hep ben olmalıyım.. Hayata kazık atmalıyım. Ask ve acının kıçına binlerce tekme de ben vurmalıyım! Yüzsüz olmalıyım biraz da.. İkisinden de özür dilemeliyim sonra.. Eros'un huzuruna çıkmalıyım kanatlarımı temizleyebilirsem, O'nun da kıçına bir ok isabet ettirmesi için yalvarmalıyım Eros'a.. İşime gelirse bir de sarhoş olurum! Sonra içimde ne varsa kusarım suratına.. Hayatimin mutlu son ile bitmesi için Tanrı’ya yalvarabilirim. Rüşvet verebilirim ona?
Sanırım biraz nefes almalıyım. Kalp masajı yaptırmalıyım birilerine.. Evet, seni seçtim pikaçu! Attır artik su kalbi! Yada oyalama yitip gideyim burada..

------------------------------------------------------------------------------------------------

Sevgi..ask..kimse kimseyi sevmiyor gerçekte..verilen sözler yalana dönüveriyor.. 'hani'ler, 'ama'lar, 'keşke’ler havada uçuşuyor..sigaralar yakılıyor ard arda..havaya karısan her dumanda hayata kahrediliyor,her şey beyazdan siyaha dönüyor.gri bir bulut kaplayıveriyor üstümüzü.yagmurlarimiz hiç durmuyor..kimse kimseyi sevmiyor..kimse gördügünün arkasini merak etmiyor çünkü..sex bizi tatmin ediyor yalnizca..topu topu bir saatlik zevk için yasananlar..kimse kimseye sarilarak uyumuyor sex sonrasi..sorumluluksa en büyük düsmanimiz..kimse ruhunu paylasmak istemiyor baska biriyle..çünkü ruhunun olup olmadigini bile bilmiyorlar..bahaneler çok basit..'kim kimi seviyor ki bu dünyada?herkes çikar için yüzümüze gülmüyor mu sanki?oyunu kurallarina göre oynuyorum bende!' oyun senin hayatin,kurallarsa kisiliginin yansimasi..bilmiyorlar..içimizdeki insani yastikla bogmusuz uykusuz bir gecede..çigliklari gözümüzden yas olup akmis,kosmusuz duymamak ve durmamak için..yaslar durup çigliklar susunca geri dönmüsüz cinayetimizden kalan delilleri temizlemek için..bundan sonra yas akmayacak yüzünden,makyajinda bozulmayacak.ne güzel bir haber degil mi? Artik kimse kimseyi sevmeyecek ve fahise gönlün ona yataklik yapan baska bir sahte bedeni bulacak..mutlu bir hayat süreceksiniz gözyaslari olmayan..mutlu bir hayat süreceksiniz aldatilma üstüne kurulu..seni seviyorum'larin ömrü orgazm olana kadar olacak..daha sonra yeni bedenler aramaya koyulacaksiniz..sefil bedeniniz böylece çürüyüp gidecek havasizliktan..ruhunuz mu? O hiç olmadi ki..içinizde ki insani yastikla bogdugunuz gece var ya..o gece kaybettiniz yasama dair küçük fakat hayatsal ayrintilari.. Benim ne haddime sizin ücra köselerde kalmis boktan hayatiniza ayna tutmak..hem ben kim oluyorum da görmek istemediklerinizi kahpece suratiniza vuruyorum..evet yüzümde yanlis makyaj var..evet aslinda ben hiçbir seyim..özelestirim mi? Çok önceden tanidim kendimi ben..içimdeki insan can çekisiyordu..suratima bakiyordu: 'bogacak misin beni? Yoksa beraber mi büyüyecegiz yara bere içinde,düse kalka,ama basimiz dik.gücün yoksa hadi bog beni..yapamayacaksak beraber,agir gelecekse ruhun sana,hadi bog beni..içinde bir köseye saklanip izleyemem digerlerine benzemeni'..kaldirdim onu saklandigi kuytuluktan..tüm yastiklari firlattim ulasamayacagim bir yere..onunla çiktim yola..hayata ruhumla basladim..biliyordum herkes ayni olamazdi..çikmaliydi biri karsima,elimden tutmaliydi..beraber karsi koymaliydik her seye..kosulsuzca,beklentisiz..bir annenin çocugunu sevdigi gibi sevmeliydik birbirimizi..amacimiz olmaliydi sonsuzluk..sahte kelimelerden siyrilmaliydik..farketmeliydim onu ilk bakista..
Gelmedi,göremedim. Ruhum simdi bir fahise, baska 'sahte' bedenlere yataklik yapan...

Tarihsiz eski yazılardan bir demet.


Fotoğraf: http://www.deviantart.com/ -Winter_by_KatrinaStranger

Nostalji


Yanımdan gün ışığı geçti ben geceye doğru yol alırken. ‘Kapa gözlerini’ dedi, ‘fazla irdeleme, bu yolculukta sessiz sedasız olmalısın. Kim ne diyorsa yerine getirmelisin.’ Göz kapaklarım bana ihanet edercesine kapanmaya meyilli. Tınılar daha çok kesip atıyor içimi. Keskin bir sınır oluştu hayatla aramda. Ne ben onun tarafına geçebiliyorum, ne o benim tarafıma gelmeye can atıyor. İnatla inatlaşıyorum hayatla. Kuralları onlar yazarmış. Kuklaymışız bizler de. Oynatacak birini bulmakmış tüm mesele. Kişiniz size acırsa pinokyo misali canlanabilirmişsiniz. Yaptığım bir doğruysa, bir yanlış çıkıyor. Hatalarımı hesaplayan meleklerin kafası karışmış. Matematik kurallarını yeniden yazıyorum. Sınavdan kaç yanlışla kaldığım belirsiz. Muaf tutulduğum dersler hariç hepsinden kalmışım, sebep devamsızlık! Kendimle bile inatlaşırken hayata zeytin dalı uzatmak niye? Kirli sularda hala hayatta olan balık var mıdır? Bir olta mıyım yoksa ben de? Her şeyin ucu bir prize bağlı. Elektronik yaşamlarda hissiyatı aramak ne kadar saçma! Herkesi suçlarken suçun tam ortasında buldum kendimi. ‘sen yaptın, sen!’ diye bağırıyor etrafımdakiler. Oyunda gözleri bağlanan yine ben olmuşum. Tek başıma sek sek oynamak istedim, rakamları yazacak yerler çoktan virane olmuş! Keman sesi yüreğimdeki kanı pıhtılaştırırken, avucumdan kayıp giden bir deniz canlısı olmuş yaşam. Umutların birbirine tecavüz ettiği gecede, ben tepemdeki aya ulaşmak istiyorum. Bir an bile gözümü ayırmıyorum ondan. Bakışlarımın yitişini fırsat bilip gözden kaybolmasın diye. Kaçan kovalanır felsefesinin somutlaşmış haliyiz şimdi ay ile. Ben peşinden gittikçe ışıklarıyla göz kırpıyor ama bir türlü hissetmeme izin vermiyor. Kaçışlar diz boyu, çığlıklarım sayesinde boğulmaktan son anda kurtulmuşum. Ay yüzüme annem gibi bakıyor. Sevgi dolu ama sorumlulukları olan, kaçmak isteyen ama yersiz yurtsuz oluşunu farklı bahaneler altına saklayan. Ve ay hayatıma benziyor. Uzaktan seyredebileceğim, içine hiçbir zaman giremeyeceğim. Öyleyse gelsin geçsin yanımdan günün batım ışıkları. Doğumu sancılı olmuyor yeni günün. Ufak bir baş ağrısı, kafein dayatımından sonra bitiyor. Kelimeler benimle alay ediyor. Yandaşlarım yanımdan ayrılıyor. Kimim diye sormaya utanır oldu dudaklarım. Kendimi yeni bir bedende yenilemem gerek! Kendi kendime yetemediğimi itiraf ettim geçenlerde. Evet yapamıyorum dedim. İnsanlarsız, yarasız, kavgasız gürültüsüz, çekip gitmesiz yapamıyorum. Kanım çoktan çekildi yeni bir bedene ihtiyacım var şimdi! Oluşumu seyretmektense başlı başına bir oluşum yaratmak… sanırım en zevklisi ve vazgeçilmezi buydu. Hayatımın başrol oyuncusu olarak sahneye çıktığımda ölü bir efsaneden farksız olacağım. Üzerime solucan dolu topraklar atılıyor. Anne nefes alışlarım sonsuzluğa doğru anla artık beni! Kutsallığını yitirme gözlerimden düşme anne! Tek mükemmelim sen kaldın, bari amorti çıksın şansıma anne! Virüslerle ortak bir paydada buluşuyorum bugünlerde. Yayıldıkça büyüyor boşluğum. Çarpma işlemindeki ‘SIFIRIM’ ben şimdi. Yutacak yeni, uzun, karmaşık işlemler arıyorum kendime. Sonuna kendimi koymam yeterli hayatları sıfırlamaya. Benim yutan elemanım kimdi? Kimler tarafından sindirildim, formatlandım anımsamıyorum. Uzun zaman geçmiş olmalı. Her an beynimde kelimeler uçuşuyor. Şairane bir yaşan benimkisi. Vasat bir hayat, iyi ile kötü arasındaki narin ipte yalın ayak yürüyen cambazlar. Elimdeki kırmızı güllere ağlıyorum şimdi. Onlarla sidik yarıştırıyorum bir nevi. Sizden daha canlı ve kırmızıyım demek için. Ne başını getirebildim hayatın, ne sonuna yetiştim. Bir beyaz sayfa ve milyonlarca kelime ile baş başa bırakıldım. 29 harften oluşabilir tüm yaşam, peki kaç yıldan oluştuğu konusunda bir fikri olan var mı? Sıra uzayıp gidiyor, benden daha meraklı insanlar var yaşamaya. Sıramı savmak adına bir kere tutmak istiyorum Ay’ı. Tutulabilirmiş demek için, kendimle girdiğim ladesi kazanmak için. Tüm felsefelerin içine etmek için. Gerçekten gülmek, yere indiğimde ‘bu kadar yükseğe gerçekten çıktım mı?’ demek için. Ay ışığıyla yetinenler ötede dursun, ben Ay’ı yakalamak için ayaklarımı yerden kesiyorum bu gece. Varsın gün ışığı geçsin yanımdan bana korku dolu şeyler fısıldayıp. Bu gece kulaklarımı keman seslerine emanet ediyorum. Kör sağır dilsiz gidiyorum Ay’ın yanına. Tenim bana yeter.
Dokuz Mayıs İkibinyedi
Fotoğraf: www.deviantart.com - Night_Sky_Re_edit_by_Ariagne_stock

Pazar, Nisan 6


Günler geçiyor işte, birer birer, beşer beşer.. Bir şekilde eriyip gidiyor kum taneleri gibi avuçlarımdan sonsuzluğa süzülüyor. Yapabildiğim tek şey iyi dileklerde bulunmak kendim için, herkes için, evsiz hayvanlar için. Kendime ait bir dört duvar istiyorum, ama sanırım bu bile çok. Bir sandalye, bir masa, bir sürü kitap, ben, o, biz. Kendime ait bir dört duvar istiyorum. Rutubetli ,pis pencereleri olan, kötü kokan, ama yine de benim diyebileceğim bir dört duvar. Daha fazlası değil, içine girip nefes alabileceğim yaşam alanları istiyorum. Kendime yaşamak istiyorum, istediğim için istemek ve yapmak istiyorum. Ama yok, umarım'larda biten gün, karanlıktan başka bir şey getirmiyor tekrar doğarken batıdan. Sürekli bir sis hali, bir uğultu, gürültüler otobüsü hayatımın ortasına park etmiş; içinde tanımadığım onca insan, penceremden içeri girmeye meyilli olan; benim olmayan pencereden. Alarmı bi yandan çalarken bir yandan sürekli konuşmaların olduğu gürültüler otobüsü. Bana ne yapmam gerektiğini söylüyor, kurmalı bir araba gibi kuruyorlar, elime basıyorlar ağlamam için, diğer elime bastıklarında gülmem gerekiyor. Pilim hiç bitmiyor, inatla direnme durumları..


DeVotchKa -You Love Me ... Olmak istediğim yere götüren ender parçalardan biri.

Çarşamba, Nisan 2

Surprise!


Hayat gerçekten sürprizlerle doluymuş. Yeni öğrendiğim bir şey değil bu. Her zaman bir sokak öteden, bir köşeden çıkıp ya da gökten inip şaşkınlıklar yaratmıştı hayat bende. Ama bu sefer başka.. Hani filmlerde, dizilerde, bilimum yerlerde görürüz türlü şeyler, ama başımıza gelince somutluluğuna inanırız. 'Peri masalı değilmiş anlatılanlar, gerçekten herşey insanlar içinmiş, yaşanıyormuş' deriz. Öyle bir olaydı babama olanlar. Aile kavramını sorgulamaya ya da neler hissettiğime girmek istemiyorum pek te. Sadece, biraz geçmesi lazım üstünden. Alevlerin sönmesi, rüzgarın durması lazım anlatabilmem, dillendirebilmem için. Korkuyorum, sadece kendi kendime fısıldamaktan, kör ve dilsiz olmaktan korkuyorum. İçimi dışımla barıştırmak istiyorum. Gittikçe farklı yönlere sapıyorlar uzlaşmak yerine. Rüzgarın durması lazım. Ben konuşamıyorum, yazamıyorum, fısıldayamıyorum. Umarım eski günlerime döner, sayfalar dolusu bağırırım. Ama şimdilik lütfen sessizlik..
-fotoğraf : www.deviantart.com-