Daha ne kadar kaçabilirim hayattan bilmiyorum. Yatagım daha ne kadar koruyabilir atılacağım maceralardan? Sonsuza kadar değil elbet.. Çıkmam gerektiğini düşünüyorum. Hayatın sırrını çözmüş gibiyim.. Birinci kural rol yapmamak. Kendini kandırmamak. Sindire sindire yaşamak acını. Ama hep fısıldamak kendi kulağına; 'şimdi acıyor ama geçecek pek yakında..' Acıyor mu? Bırak acısın.. Sonra bir sabah uyanıyorsun, bakıyorsun ki gitmiş.. İçin çekilmiş gibi oluyor, ruhun yerinde durmuyor, kalbin sadece kanını tazeliyor artık, yok oluyor, gidiyor. Kapattığın perdelerini tekrar açıyorsun, dünya orada seni bekliyor. Çabuk geçiyor artık, acıtmıyor.. Giderek daha çabuk geçiyor, o kadar da derin olmadığını görüyorsun. Herşey beyninde, başlatan beyninse bitiren de beynin oluyor.. O'nun gibi mantıklı olmayabilirim, aşk hala beni üzüyor olabilir. Ama benim hissettiğim şeyin hakettiğini yaptığıma inanıyorum. Üzülmem gerekiyordu, üzüldüm, bitti. Bitirmeden üstünü kapatırsam, kendime 'iyiyim' yalanları söylersem geçmezdi biliyorum. Ama ben üzüldüm. Kırıldım. Ve biraz da büyüdüm. Sadece kendim için, kendi hissettiklerim için üzüldüm ve bitti.
Artık çıkmalıyım yatağımdan. Bu hikayede emeği geçen 4 duvarıma, kendime, sağlam ruhuma teşekkürler. Bir başkasına yıkmadım bu sefer acımı. Hepsini kendime sakladım ve kimse olmadan kapattım sandığımı. Budur işte.. Bitti... Kalanlara selam olsun, burdayım ben, ölmedik daha :) Üzgünüm yine yenemediniz beni... And the winner is Duygu :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder